İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Boşluk

Dünyanın başlangıcından bu yana başımıza gelen felaketlerin ana kaynağı boşluk hissidir.

İlk önce kişide yutkunamama belirtisi ile kendini gösteren bu durum sonrasında midemizde baş gösteren karıncalanma hissinin verdiği durgunluk ile devam eden bu süreç, beynin uyuşmasıyla son bulur ve birden hiçliğin ortasında kalan insanın baş ağrılarıyla devam eder. Saatlerce odanın tavanına boş boş bakılır. Nefes alma dışında hiçbir etkinlik görülmez. Onu hayata bağlayan hiçbir şey yoktur; o sadece yaşayan bir organizmadır.

Peki, zaman zaman herkeste görülen bu olayın asıl nedeni nedir? Bu bir hastalık mıdır, yoksa ana rahmine düştüğümüzde, varlığımızın ilk belirtisini gösterdiğimiz yere dair duyduğumuz bir özlem mi? Yoksa içinde yaşadığımız dünyaya karşı gösterdiğimiz psikolojik bir başkaldırı mı?

Her şey bir yana bu hisle yaşanabilir mi? Yoksa kaos ortamının hakim olunması için çaba mı sarf edilmeli? Boşluk yaratıcılığa dönüştürülemez mi ya da hayat için varılması düşünülen noktaya bir dinlenme yeri, kısa bir mola olarak görülemez mi?

Belki hepsi, her şey olabilir. Ama öncelikle muhafazakâr zihin yapısının değiştirilmesi gerekir.

Kendimizi hayal gücümüzün kontrolüne bırakarak varmak istediğimiz hedefe dair belirli sınırlar çizerek, kendi sınırsız yaratıcılığımızla bunu gerçekliğe taşımamız gerekir. Yoksa bir başkası gelip onu kendi gerçekliğine dönüştürebilir. Tek yapmamız gereken biraz düşünmek… İstediklerimiz için kafa yormak… Kendimizi, bizi bekleyen dönüşüm için hazır hale getirmek…

Belki çeşitli fedakarlıklar yapmamız gerekecek. Birilerini, bir şeyleri ardımızda bırakmak zorunda kalacağız. Belki yapmak istediğimiz, inşa etmeye çalıştığımız dünyayı var etmeye çalışırken başarısız olacağız. Ama keşke dememek için bir yerlerden başlamak gerekir.

 

 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir