İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Suskunluk Sarmalı

Gözlerini aç Rıza…

Son söylediği söz buydu. Gözleri boşluğa bakarken nereden geldiği belli olmayan bir çocuk belirdi kapının önünde. Sanki nefesinin kesildiğini, her an korkudan ölebileceğini düşünemedi. Üstüne karabasan çökmüş gibi orada öylece sessizce duruyor, duruyor ve kendisine yaklaşan çocuğa bakıyordu.

Aniden büyük bir zelzele baş gösterdi. Neredeyse gözleri yuvalarından fırlayacaktı. Önce küçük eşyalar düşmeye başladı. Sonra büyük avize düştü ve işte o an yatakta belirmeye başlayan kırmızı lekeler ellerine bulaştı; dokunmamıştı oysa…

”Rıza!” diye haykırabildiği için keyiflendi ama beyninin ona oynadığı bu oyunu fark etmesi uzun sürmedi; ağzını açmamıştı, hem de hiç…

Elleriyle Rıza’ya dokunmaya, onu  sarsmaya çalıştı. Ama yatak gittikçe büyüdü ve sevdiği adam dünyanın hatta evrenin öteki ucuna uzanan bir tüneldeymiş gibi ondan uzaklaştı.

Çaresizce ağlamaya başladı… Gözleri kan çanağı olana kadar, gözleri ağlamaktan şişene kadar ağladı.

Kanlı ellerini yüzüne götürdü, birkaç dakika öyle kaldı. Ellerini çektiğinde karşısında o çocuğu gördü. Çocuk ”Anne!” diye seslendi kadına. Fakat o kadar yakın dururken nasıl olur da sesi o kadar cılız çıkmıştı, kadın anlam veremiyordu. Sadece tüm yaşananların birer rüya olmasını diliyordu.

Kendinde ayağa kalkma gücü bulur bulmaz kalktı. Çocuk, yatak odasının kapısından onu izliyordu. Birden koşarak salona gitti. Zelzele yeniden baş gösterdi ama bir farkla, bu sefer yaşanan daha şiddetliydi. Sanki bir günah işlemişler de tanrı onları cezalandırıyor,  Pompei olayını yeniden yaşatıyor gibiydi.

Dışarısı kızıla boyanmıştı. Yeryüzü kendisine hoyratça davranan insanoğlunu tanrının yardımıyla yok etmeye ant içmişti. Kadın panikleyerek içeride saklanacak yer bulabilirmiş gibi koşturmaya başladı. Çocuk daha yüksek bir sesle, adeta haykırırcasına ”Anne!” diye bağırdı. Yine bir zelzele oldu. Kadının ruhu bedeninden ayrıldı ve cansız olan vücuduna yüksekten baktı.

Rıza ve küçük çocuğu, bedeninin yanında ağlarken gördü. ”Ben…” dedi kadın. Her şeyi hatırlamaya başlamıştı; yanlış zamanda, yanlış yerde…

Kendine hakim olamayarak onlarla etkileşime girebilirmiş gibi ”Özür dilerim… Sizden özür dilerim…” demeye çalıştı. Ama bir faydası olmayacağını biliyordu.

”Her ölüm, sevdiklerimizin başına gelmiş en büyük faciadır. Özellikle benim gibi kendine bunu yapanlar için…”

Yükselerek göğe doğru gitti. Gözyaşları yeryüzüne yağmur olarak düştü, birer pişmanlık damlası olarak…

 

 

Bir yorum

Said KALAFAT için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir