İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Carpe Diem

Çıplak ayaklarla okyanusun üzerinde yürüyecekmişcesine koşuyordu. İşte geldim yakalayacağım onu derken bir damla suda boğulduğundan haberi yoktu. Zamandı bu, yakalanamazdı. Ne geriye dönülebilir ne de ileriye gidilebilirdi. Geçmiş tüm yaşananlarla birlikte yok olup gitmiş belleklerde sadece kayda değer hatıralar kalmıştı. Gelecek muallakta, rüzgar nereye savurursa bir yaprak gibi oraya sürüklenmek zorunda hissediyordu kendini. Tek bildiği şimdiydi, şu an yaşadığı zaman dilimiydi. Bir gün 24 saatti ve daha ne kadar yaşayacağını bilmediği uzayın Samanyolu galaksisi içinde bir noktadan farksız olan bu dünyada, her dakika da insan vücudunun birer hücresiydi. Hücrelerini yenilemek, hayatı iliklerine kadar hissetmek istiyordu. Ama hissetmek yetmezdi; hayat yaşanmalıydı ve bencilce duygular içinde sadece kendini gerçekleştirmeli ve hayallerini yaşamalıydı.
Var oluşunun amacını bulmalıydı ve toplumun ona biçtiği rollerden kendini âzâd ederek uzaklara kaçmalıydı. Belki tabiat ananın kucağına koşup bir yaban gibi yaşayıp özüne, atalarına benzeyerek hayatını sürdürmeli ya da anın tadını çıkarıp kurtçuklara yem olmadan önce olabildiğine yaşamalıydı.

Cihan KAYAR

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.