İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Pandemi, Yüksek Enflasyon, Hızla Artan Yoksulluk ve Ekonomik Krizin Yol Açtığı Belirsizlikler

COVID-19 salgını sadece sosyal yaşamımızı değil, küresel ekonomiyi de büyük ölçüde etkiledi. Yaygın bir belirsizlik ve yeni koşullar nedeniyle, pandemi küresel ekonomiye büyük bir darbe vurdu, ve 2008 mali krizinden bu yana en büyük çöküşe neden oldu. 

Ancak, dünya genelinde COVID-19 vakaları artmaya devam ederken, 2020’nin ikinci yarısı kısmi ekonomik toparlanma yaşanmaya başladı. Fakat bu toparlanma, 2022’nin ilk yarısında Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle aniden yavaşladı. Ukrayna’daki savaş, küresel ekonomide daha fazla belirsizliğe yol açarak, büyük bir insani krize ve dünya çapında enflasyon oranlarında keskin bir artışa neden oldu. Buğday, gübre ve nikel gibi emtiaların yanı sıra gaz ve petrol fiyatlarında tarihi artışlar meydana geldi.

Pandemi, tahminen yarım milyar insanı yoksulluğa ve açlığa sürükledi. Ancak, aynı zamanda birçok hükümeti sosyal güvenlik ağlarını, işsizlik yardımlarını çarpıcı biçimde iyileştirmeye ve olağanüstü sonuçlarla yoksullara zarar veren kuralları askıya almaya teşvik etti. Amerika Birleşik Devletleri, neredeyse evrensel nakit transferleri de dahil olmak üzere geçici yardımları agresif bir şekilde genişletti ve pandeminin ekonomik bedeline rağmen yoksulluğu önemli ölçüde azalttı. 

Pandeminin üçüncü yılında hükümetler krize müdahale yerine toparlanmaya öncelik vermeye çalışırken, destek azaldı. Bu önlemlerin çözülmesi, özellikle uzun süredir devam eden boşlukların giderilmesine yardımcı olduklarında, insanların haklarını riske atıyor. 

ABD’nin genişletilmiş çocuk vergi kredisinin süresinin dolmasının ardından bir ay içinde çocuk yoksulluğu yüzde %41 oranında arttı. Birleşik Krallık, açlıkla mücadele eden ve gıda bankalarına ihtiyaç duyan daha fazla insan için Mart 2020’de uygulamaya konan amiral gemisi Evrensel Kredi programının sosyal güvenlik desteğindeki yıllık 1050 sterlinlik artışını kesti. Pandemiden önceki bu statükoya geri dönmek, sosyal güvenlik desteğinin artan yaşam maliyetlerine ayak uyduramayacağı ve birçok yoksul insanın yaşamları için mücadeleye devam edeceği anlamına geliyor.

Pandemiyle Başlayan Ekonomik Kriz ve Resesyon

Yeni koronavirüs veya COVID-19, doğası gereği yıkıcı olan küresel ekonomiler üzerinde büyük bir etkiye sahip. Bulaşıcı hastalık insanları evlerine hapsetti ve bu da vatandaşların günlük çalışma hayatını etkiledi. Diğer pandemilerden farklı olarak, işgücü piyasası ve tüketici piyasası üzerinde benzeri görülmemiş bir etkiye neden oldu. Çin ve Güney Kore’nin ardından dünya genelinde 12 Mart 2020’de pandemi ilan edilen COVID-19, salgının dünya geneline yayılması ve ekonomiyi aşağı yönlü ve resesyona sürükleyen Petrol piyasası çöküşüne tepki olarak dünya pazarına şoklar yaşattı. Petrol piyasası kriziyle birleşen COVID-19, borsa oynaklığı, işsizlik, düşük tüketici güveni ve tüketimi ve düşük sanayi üretimi yaşayan dünya ekonomisini çok büyük oranda etkiledi. Ekonomi ve para politikaları, daha önce yaşanan büyük krizlere, yani 2008 küresel krizi, 1978 Çöküşü ve 1929 bunalımına benzer ya da doğası gereği aşan etkiler ve dalgalanmalara neden oluyor. Karantina ile birlikte milyarlarca insanı evlere hapsederek istihdam oranlarında ciddi oranda kayıplara neden oldu ve birçok çalışanın işini ve geçim kaynağını kaybetmesine sebep oldu.

2008 küresel mali kriziyle karşılaştırıldığında, COVID-19 salgını GFC’den daha kötü. 2008 küresel krizi, dünya ekonomisinin krizden önce bazı yapısal sorunları olduğu aşikar iken, 2020 pandemisi örneğinde, ABD ekonomisini ve dünyanın geri kalanını tek bir ayırt edici özelliği ile şok ettiği kanıtlanmıştır. 

ABD’de pandeminin neden olduğu kriz artık Black Swan veya büyük sıkışma olarak biliniyor. Benzer şekilde, pandeminin ardından, küreselleşmenin ortadan kalktığı yaygın olarak gözlemlendi. Ülkeler sınırlarını, insan hareketlerini, havayollarını kapattı ve başka yollarla seyahat etti. Pek çok gazeteci, ekonomist ve yazar, bu krizi, mal tedarik ederek, mal ihraç ederek ve ithal ederek dünyanın neredeyse geri kalanının taleplerini karşılayan büyük G yedi ülkeleri de dahil olmak üzere, dünya çapındaki ekonomilerdeki daralma nedeniyle küresel savaşla karşılaştırmıştır. Bu, küresel olarak malların %70’ini üreten hizmetleri sınırlamış, bu  da borsalar ve işgücü piyasaları üzerinde büyük bir etki yaratmıştır.

Yüksek Enflasyon

Gelecekteki enflasyon beklentilerinin tüketicilerin, şirketlerin ve yatırımcıların ruhlarına ne kadar yerleştiği, düşmanın dayanıklılığını ve (potansiyel olarak) gelecek yıllarda küresel ekonomi üzerindeki aşındırıcı etkisini önceden gösterecek.

Ekonomik tahminler, enflasyonun gelecekteki seviyesi hakkında iyimser olmaya devam ediyor: bu, merkez bankalarının enflasyonu ezme yeteneklerine duyulan güvenin kanıtı. Yine de inançlar hızla değişebilir ve yaygın olarak kabul edilen sözleşmeleri parçalayabilir. Yıldan yıla fiyat artışlarının önceki eğilimine geri dönmek yerine, küresel ekonomi yeni bir paradigmaya mı giriyor: daha yüksek ve daha dalgalı temel enflasyonla tanımlanan bir dönem?

Yapısal olarak artan küresel ekonomik entegrasyon, teknolojik ilerlemeler ve elverişli demografik yapı ile desteklenen ve dünya çapında tüketiciler, işletmeler ve yatırımcıların keyif aldığı uzun süredir devam eden düşük fiyat artışları alt üst oldu. COVID-19 teşvik ödemeleriyle güçlenen fiyatlar, 2021’de ülkeler karantinadan çıktıkça artmaya başladı. Tüketici talebi, bastırılmış talep nedeniyle sıçradı; ekonomik aktivite öne çıktı. İyimserler başlangıçta ortaya çıkan enflasyon artışını geçici olarak tanımladılar – durumun gerçeği hiç de öyle değil.

Haziran 2022 itibariyle, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki enflasyon 40 yılın en yüksek seviyesi olan %8,6’ya ulaştı. Bu arada, Eylül 2022’de Avrupa Birliği genelinde enflasyon %10,9 oldu. Türkiye’de resmi olarak açıklanan enflasyon 2022’nin ilk çeyreğinde %54,8 gibi şaşırtıcı bir rakama ulaşırken, resmi olmayan araştırmalar bu rakamın üç katına işaret ediyor.

Buna karşılık, ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası dahil olmak üzere büyük merkez bankaları, ekonomik genişlemeyi yavaşlatmak ve enflasyonu dizginlemek için faiz oranlarını yükseltti. Yavaşlayan toplam talebin tetiklediği bazı fiyat ılımlılık işaretleri olsa da (örneğin, brent ham petrolünün fiyatı Mart ayından bu yana %25 düştü) bölgeler ve sektörler genelinde fiyat endeksleri kabul edilemeyecek kadar yüksek olmaya devam ediyor. Bununla birlikte, dünyadaki en kritik varlık piyasalarından bazıları, gelecekte düşük enflasyon seviyeleri öngörerek, merkez bankalarının enflasyonla mücadele yeteneklerinin cesaretini ve etkinliğini büyük ölçüde satın aldı.. Son derece iyi ayarlanmış para politikası sayesinde, öngörülen gelecek, derin bir durgunluktan ziyade ılımlı bir ekonomik gerilemeden ve 2023’te daha uyumlu para politikasına dönüşten oluşacaktır.

Uzmanlar, artan fiyatların beklenenden daha uzlaşmaz ve değişken olabileceğini öne sürüyor. Bu nedenle, Dünya Ekonomik Forumu’nun en son toplantısında bu, “önemli ekonomik tehlike zamanı” ilan edildi. Görünüm, sürekli yüksek enflasyonun tüketiciler, özellikle de düşük gelirli topluluklar için büyük bir yük olduğunu, çünkü azalan bir vergi gibi hareket ederek düşük gelirli hane halklarını orantısız bir şekilde vurduğunu belirtti.

Düşük gelirli topluluklar, düşük tasarruf oranları ve iş güvencesizliği nedeniyle ekonomik gerilemelere karşı daha savunmasızdır. Örneğin, ABD’de yaklaşık %2’lik ileri enflasyon ve sığ bir resesyona ilişkin goldilocks senaryosu gerçekleşmezse, Federal Rezerv oranları artırmaya, toplam talebi daha da yumuşatmaya, istihdamı kısmaya ve zaten önemli olan karşılanabilirlik krizlerini şiddetlendirmeye zorlayacak. Aynı dinamikler, Swiss Re‘nin yakın tarihli bir analizinde belirtildiği gibi küresel olarak mevcut: “Kalıcı ve geniş tabanlı enflasyonla birlikte, daha derin bir durgunluk ve/veya piyasa düzeltmesi pahasına bile parasal sıkılaştırma devam etmelidir.”

IMF, Ekim ayında yayınladığı bir raporda, “Küresel enflasyonun 2022’nin sonlarında zirveye ulaşmasını ancak önceden tahmin edilenden daha uzun süre yüksek kalmasını bekliyoruz” dedi.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Washington DC’deki yıllık toplantıları sırasında yakın zamanda yapılan kapalı bir tartışmada, önemli bir gelişmekte olan piyasa ekonomisinden bir merkez bankası başkanı, bir araya gelen yöneticilere, yükselen piyasa deneyiminin enflasyonla mücadelede ne kadar öğretici olabileceğini hatırlattı. “Gelişmekte olan ekonomilerden öğrenilenlere dayanarak, enflasyonu düşürmeye giden yol asla doğrusal değildir. Ancak gelişmiş pazarlardaki ileriye dönük eğriler şu anda şaşırtıcı bir şekilde doğrusal – bu, dünyanın diğer bölgelerindeki tarihsel deneyimlerle uyumsuz görünüyor” dedi.

Özel ve kamu sektöründe giderek artan bir ses de daha temkinli bir geleceğe işaret ediyor. Bank of America yakın tarihli bir Küresel Araştırma analizinde, “Son yirmi yıllık ‘%2” enflasyon, büyüme ve ücretler sona erdi,” dedi. “’%5′ bir dünyaya geri dönüyoruz.” IMF ayrıca küresel enflasyonun 2023’te %6,5’e ve ardından 2024’te %4,1’e düşmesinin beklendiğini bildirdi.

Ek faktörler, herhangi bir parasal otoritenin yetkisini aştığından, merkez bankalarının enflasyonu kontrol etmedeki rolünü daha da karmaşık hale getiriyor. Bunlar arasında Çin’deki kısıtlamalardan kaynaklanan tedarik zinciri zorlukları, iklim değişikliğine bağlı gıda kıtlıkları, artan enerji ve gıda fiyatları arasındaki bağlantılar, yaşlanan nüfus gibi demografik değişiklikler, yeniden yapılanma ve “yeşil enflasyon”, Çin’in küçülmesi veya izolasyonu yer alıyor. Bu itici güçler azalmadan küresel enflasyonist baskılara karşı istenmeyen bir yük oluşturabilir.

Elbette, ekonomik kayıp, işsizlik ve varlık değeri amortismanı (zaten kanıtlanabilir) açısından tali zararı tahmin etmek zordur. Sermaye piyasalarının dikkatli gözlemcileri, yükselen faiz oranlarının getirdiği finansal sistemlerde ortaya çıkan fay hatlarından bahsediyor. Yükselen oranlardan kaynaklanan daha yaygın istenmeyen sonuçlar arasında, küresel finansal  sisteminden ayrılan likiditeden kaynaklanan artan strese dayandığından ve düşük oranlı bir ortamda oluşturulan uzun vadeli varlık portföyleri kaybolduğundan finansal istikrarsızlık vardır. Son olarak, daha büyük kemer sıkma dönemlerinde meydana gelen istenmeyen siyasi değişimler ve sosyoekonomik gerilimler yaşanabilir/yaşanmaktadır.

Belki de iyimserler geleceği görebilecekler ve dünya, fiyat oynaklığının iyice kontrol altına alındığı, yakın geçmişteki mütevazı gerçek büyüme ortamına geri dönecek. Yine de, tarih bir rehber ise, tüketicilere, işletmelere ve yatırımcılara daha yalın ve daha az öngörülebilir zamanlara hazırlanmak için daha iyi avantajlar sağlayabilir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir